Gerçekte (İçsel) Acı Yok, Deneyim Var!

Psikolojik konforu bozan deneyim dramatize edildiğinde "acı" denilen duygusal bir tepkiye dönüşür. Bu acının düzeyini de, deneyimin içindeki unsurlara duyguyla yüklediğimiz anlamın derecesi belirler. Somut veya soyut, yaşamda tecrübe ettiğimiz her şey deneyim yaşamak için kullandığımız birer nesnedir. Varlığımız nesne olmadan doğrudan yaşamı deneyimleyebilme olanağına sahip değildir.
Örneğin savunma eğitimi, tecrübe etmek istediğimiz duygu ya da niyetin bir nesnesidir. Kedi, sevme duygusunu yaşamak için kullandığımız bir nesnedir. Gitar, duyguyla ona yüklediğimiz anlamı yaşamak için seçtiğimiz bir nesnedir. Enstrüman, yaşayacaklarımız için ihtiyaç duyduğumuz bir araçtır. Birlikte olduğumuz insan, yine diğer örneklerde olduğu gibi, yaşamak için niyet ettiğimiz deneyimin bizim tarafımızdan seçilmiş bir nesnesidir.
Buradan yola çıkarak diyebiliriz ki; nesneleri seçen ve onları anlamlandıran biziz. Yani biz deneyimin merkeziyiz. O halde soyut veya somut, dışarıda bizi mutlu kılan veya acı yaşatan herhangi bir nesne yok! Demek ki; bizi iyi hissettiren bir deneyimi biz seçtiğimize göre, kötü hissettiren deneyimi de yine biz seçiyoruz! Böyle olduğu halde, mesela olumsuz bir deneyimi neden dramatize edip yaşamı mahvedelim ki? İşte bu soru farkındalığın başladığı nokta olabilir.
Benim vardığım sonuca göre tek ihtiyacımız, deneyimleri, sistemin nasıl çalıştığını kavramak adına farkına vararak kullanmak...Bu dünyada harika olan tek şey deneyimi yaşayan varlığın kendisidir; dışarıdaki nesnelerin hiçbiri değil! Hayata böyle bakabilen bir insan şüphesiz kendi merkezinde güçlü bir yaşam oluşturacaktır! Ve bu güç o kişiye iyi hissetmenin keyfini çıkarmayı tercih ederken, herhangi "olumsuz" deneyimde de yaşanılanı dramatize ettirmeyecektir.
Dramatizasyon ve Acının Doğuşu: Hayatta konforumuzu bozan, bizi zorlayan birçok olay (olgu) yaşarız. Bu olgular kendi başlarına nötr veya sadece "rahatsız edici" olabilir. Ancak zihnimiz bu durumu bir hikayeye dönüştürüp dramatize ettiğinde, yani ona "Neden hep benim başıma geliyor?", "Bu haksızlık" veya "Mahvoldum" gibi anlamlar yüklediğinde, basit bir huzursuzluk katlanarak duygusal bir acıya (ızdıraba) dönüşür.
Anlamın Derecesi ve Acının Şiddeti: Bir deneyime ne kadar büyük, sarsılmaz ve olumsuz bir anlam yüklersek, hissettiğimiz acı da o kadar büyür. Örneğin; bir ilişkinin bitmesi "konfor bozan bir deneyim"dir. Eğer buna "Ben sevilmeye layık biri değilim" anlamını yüklersek acı yıkıcı olur; ancak "Bu ilişki yürümedi ama ben hala değerliyim" anlamını yüklersek acı yönetilebilir bir düzeyde kalır.
Izdırap bir seçimdir! Ve şu üç soru kesinlikle ciddiye alınmalıdır!
Zihnin olayları dramatize etme eğilimini (bilişsel çarpıtmaları) nasıl fark edebiliriz?
Deneyimlere yüklediğimiz anlamın derecesini ve yönünü nasıl değiştirebiliriz?
Bu yaklaşımı pratik hayatta stres yönetimi için nasıl kullanabiliriz?





Yorumlar